Evet, çağın hastalığı; ertelemek. Şimdi yapabileceğin, şimdi yapsan kafanda bir milyon sekmeyi aynı anda kapatabileceğin o kolay hamleyi yapmamak, yapmak için uygun olan şartları elverişli değillermişcesine görmezden gelmek, yapıp unutmak varken yapmadığın için günlerce, haftalarca, aylarca zihninde koca bir balonmuşcasına onu düşünmek.
Bunlar sadece işlerden ibaret de değil üstelik. Kimi zaman su içmeyi erteliyor, kimi zaman yemek yemeyi erteliyoruz. Hatta ki i zaman tuvalete gitmeyi erteliyor bu yüzden hastalanıyoruz. Bazen telefonumuz çalıyor ekrana bakıp “a bu önemli konuşma çok müsait bir zamanı hak ediyor ve ben şu anda o müsait zamanda değilim. Daha müsait bir zamanda tekrar ararım” diyerek görüşmeyi reddediyoruz. Peki sonrasında ilk müsait zamanımızda o görüşmeyi yapıyor muyuz? Elbette bir çoğumuz için cevap hayır. Telefona cevap verip birkaç saniye sürecek şekilde “seni daha sonra arayabilir miyim” demek varken. Zihin odamızda içeriye hava üfleyecek ve içerinin dengesini bozacak bir pencere daha açıyoruz. Belki de başaramamaktan korkuyoruz. O telefonda üzülecek bir şey duymaktan, üstesinden gelemeyeceğimiz haberler almaktan, hayır diyemeyeceğimiz yanıtlar vermekten, yetişemeyeceğimiz planlar yapmaktan kaçınıyoruz belki de.
Gitmeyi hep istediğimiz yerler, görmeyi çok istediğimiz şehirler, kütüphanemizde okunmak için en iyi zamanın gelmesini bekleyen kitaplar, bir kaç kez sürüldükten sonra en sakin akşamı bekleyen kremler, çok sevdiğimiz ama çok sevdiğimizi anlarsa şımaracağını düşündüğümüz için sevgi sözcükleri söylemeyi sonraya bıraktığımız kişiler, takdir edilmeyi bekleyen personellerimiz, yüzümüzü onlara dönmemizi bekleyen çocuklarımız, ziyaretlerimizi bekleyen büyüklerimiz, başlanmak için en uygun pazartesiyi bekleyen diyet listelerimiz. En en en önemlisi ise ertelediğimizin farkında olduğumuzu itiraf etmemiz gereken kendimiz. Bu listenin sadece bir kısmı.
Nasıl bir gayretle kalkarız ki bu işin içinden? Nasıl bir motivasyon bu hastalıktan kurtarabilir bizim gibi biçareleri.
Denemek, istikrar, kurallar.
Peki bunları nerden almalı? Nerden bulup sahiplenmeli de içerden gelen o ertelemenin yerine koymalı.
Ne yapmalı da erteleme ile gelen o can sıkışmasının verdiği hazzın yerini başarmış bitirmiş olmanın hafifliği alabilmeli.
Arıyorum ve bazen aramayı da erteliyorum. Çünkü bulduğumda hiçbir şeyi ertelemeye ihtiyaç duymayacağımdan korkuyorum. Sanki ertelerken zamanı ileriye atıyorum ve ilerideki zamanda ertelediğim şeyi yaparken ben de orada olmanın bir nevi garantisi altına giriyorum. Öyle olduğunu zannediyorum belki de bilinçaltımda bir yerlerde. Aslında bulmaya çalışıyorum, yaklaşıyorum lakin etrafında dolanıyorum.
Ertelemek hiç de hafife alınmayacak kadar derin bir mesele. Ve ben bunun hakkında uzuuuun uzun yazılar yazmayı yine bir sonraki sefere erteliyorum. Yazmak istemediğimden değil. Aksine en güzeli yazmak istediğimden. Mükemmelin peşinde koşmaya alıştırdık belki de yavaş yavaş. Kazanın içindeki kurbağa gibi. Öylesine sorunsz gösterildi ki her şey, sorunsuz olana ulaşmaya çalışırken ya da sorunsuz olanı beklerken gerçek olanı yitirdiğimizi fark etmedik bile. Ertelemenin binlerce sebebi olabilir ve ertelememek dünyaları değiştirebilir. Ya da dünyamızı değiştirebilir. Biz erteleme hastalığına tutulanlar, elbette başlayacağız bir yerden. Bugün değilse de, bir gün.
