Hayatımız boyunca en çok duyduğumuz kelimelerden üçü; Allah, rıza ve olmak. Peki cümle hâli ne? Allah razı olsun.
Allah razı olsun çok isterim. Yüz yüze geldiğimizde utanç duymayacak olmayı, O’nun kulu olduğum için gurur duyuyor hâlde bulunmayı, bana olan sevgisini, güvenini boşa çıkarmadığım bir hayat yaşadığım için şükretmeyi çok isterim.
Ama tüm bunların yanında Allah’tan razı olmayı da çok isterim. Gelenin arkasında bir hikmet olduğuna tam mutmain bir kalple inanmayı, gidenin arkasından zerrece leke olmadan “Rabbim bana kâfidir.” diyebilmeyi… Her an, her imtihanda, her musibette, her yaratılışta “Allah var.” diyebilmeyi çok isterim.
Şimdi kendimize sorsak hepimiz; “Öyle şey mi olur? Tabii ki Allah’tan razıyız.” deriz.
Bu biraz da oruç gibi. Hani oruç da kulun en çok kendisine dürüst olduğu bir ibadet ya; ben oruçluyum diye ilan etmediğin sürece kimse senin oruçlu olup olmadığını bilemez ve bunu en iyi sen kendi içinde bilirsin. Allah’tan razı olmak da aynen böyle bir şey.
İnsan birçok kişiyi kandırabilir de bir tek kendini kandıramaz. Kandırabildiğini zanneder ama içeriden bir ses, kısık da olsa bağırır durur.
Hani diyor ya Resûlullah; insanın kalbinde büyümesi mümkün olan siyah bir leke olur. Tıpkı onun gibi. Bir zamanlar çığlık atan o ses, siyah leke büyüdükçe kısılır da kısılır. Ama asla tamamen ölmez. Çünkü Allah’ın her yaratılanın içine yerleştirdiği bir öze bağlılık tohumu vardır. İnsan onu ne kadar örtmeye, bastırmaya ya da unutturmaya çalışsa da o tohum bir yerlerde filizlenmeye devam eder.
Allah’ın kulundan ümidi kesmemesidir belki de. Kul kendinden kesse bile…
Aralıksız bir şekilde hayatımızdan şikâyet ederken, sorsalar hepimiz Allah’tan razı olduğumuzu söylüyoruz. Olanda bir hayır olduğunu bildiğimizi söylüyoruz dertlerimizi anlatırken. Başkalarını kıskanırken, aslında onlarda değil, bizde olması gerektiğini ima ediyoruz. Çocuklarımızın başarılarını bizden, başarısızlıklarını diğer kullardan biliyoruz; kaderi hiç araya katmadan.
Ve razıyız diyoruz tüm bunlara rağmen, hiç utanmadan.
Öyle ya, ikiyüzlüye utanma yok; ama “Razı mıyım?” diye sorgulayana var utanmak.
Bir cesaretle bazı cevaplar istiyorum zaman zaman. En çok da O’nun beni sevip sevmediğini bilmek istiyorum. Allah tarafından sevildiğim ve önemsendiğim duygusu bana sonsuz bir güç veriyor, sonsuz bir kuvvet.
Şu dökülen yaprakların hepsi eskiyip dökülen arınışlarım, yeni açan çiçeklerin hepsi umudum, baharım gibi geliyor. İşte razı olmak bu, diyorum. Bu hissi arıyorum duygularımın karmaşasında. Bulduğumda doyasıya sarılmak istiyorum.
Çünkü kafam kurcalanıyor imtihanlar, sınavlar, musibetler karşısında. Kızıyorum kendime bazen, bazen acıyorum. Oturuyorum kendi dizimin dibine:
“Yaslan bana.” diyorum.
“Yaslan. Üzülme, kızma da… Hz. İbrahim senin atan. Mutmain olmak isteyen bir ata kanı var damarında. O’nu hissetmeye, duymaya çalışmaktan utanma, korkma.”
