Gelincik Edası

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı Tarih: RenkDeneme
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Reading time:3 dk okuma
You are currently viewing Gelincik Edası

Bir vazo çiçeği değildir onlar. Neden mi? Çünkü her göze güzel görünmezler. Kaba, saba ve düşüncesizlerin evine asla misafir olmazlar da ondan. Hep kendileri gibi olanları ararlar. Vitrin süsü hiç değildirler. Tek tercileri; yar ve yarenle bayram edebilmektir. Gerisi hikâyedir. Biraz yerli saymaz diğer çiçekler onu. Yabancılarlar. Zira hiç gelincik olmamışlardır bilemezler. Anlayamazlar dilinden ve hünerinden. Dikkat etmeli bir gelincikle tanışan. Ya hiç tanışmamalı ya da iyi ve güzelce anlaşmalı. Zira ışıldayan renklerinden de anlaşılacağı gibi yanık gönüllerine ıstırabı yoldaş yapmışlardır kendileri. Ne dersiniz, anlamasını bilmek gerekmez mi bu çilekeşlikle hallenenleri?

Onlardan, kendilerine benzemeyenleri, çilesizleri ve hüzünsüzleri sevmelerini beklemek hayalden de öteye bir şeydir. “Anlamayacaksınız madem, gidin o zaman başka çiçeklere. Ne işiniz vardır gelinciklerle” edasındadırlar. Derindirler. İçlidirler. Sırdaştırlar. Hasret yüklüdürler bir ömür aradıkları ruh ikizlerine. Sırf bu yüzden olmalı ki, hasret yüklü bulutlar hep tepelerinde gezer. Bir başka özellikleri ise kır çiçeği oluşlarında gizlidir. Biraz yabanidir gelincik, yalnızlık sevdasıyla dolaştığından. Parıl parıl parıldayan canlılıktadırlar aslında. Lakin görebilene. Genellikle dört yaprağı vardır. Hele dokunmaya görün birine. Hepsi birden isyan eder. Dayanışma içinde düşerler yere. Aldığında en küçük bir yara, hepsi birden solmaya yüz tutar. Tüm bu özelliklerin hepsi de manidar değil midir size göre de? Çiçeklerden insana yol bulduğumuzda; yok mudur sizin etrafınızda da böylesi gelinciği andıran nadide çiçekler?

Gelincik çiçeğine çok anlam yüklemiş bizim büyüklerimiz. Anadolu gelinlerinin, al bayrağımızın, Çanakkale şehitlerinin remzidir onun rengi. İstiklal harbinin hazin hikâyelerini canlandırır gözümüzde. Genç yaşta delikanlıların vatan için hakka yürüyüşlerini. Genç kızlarımızın yuva kurmak adına evliliğe yürüyüşlerini… Hepsi de gelincik renkli; bir yanı hazan, diğer yanı naz olan gelincikleri çağrıştırmıyor mu bize? Gelincik çiçekleri gelin endamlıdırlar. Belki de bizim medeniyetimizde gelinlere ismini verenlerdir, gelincikler. Hayatın baharında al kırmızıya bürünmüş Anadolu gelinlerini simgelerler. Şimdilerde masumiyet temsili adına beyaz giyseler de gelinler. Anadolu gelinlikleri hep gelincik kırmızısıdır. Ata ocağından hüzünlü vedaları simgeler yanık kırmızı gelincikler. Ne dersiniz haksız mıyım?

Eğer gelinciklerle dost olabilmişseniz, Ocaklar, Şubatlar, Martlar, Haziranlar, Temmuzlar, Ağustoslar sizindir. Meltem rüzgârlarının yüzünüze dokunduğundaki serinletmesini andırır onlarla gönülden gönüle kurulan dostluk ve sevgi köprüleri. Nasıl ki rüzgâr, tarlalardaki gelincikleri gücünün dalgasıyla bir yöne doğru sevk ettiğinde; manzara muhteşemse, aynen öyledir rüzgârın sesini dinlercesine bu dost çiçeklerle anlaşabilmek.

Dış güzelliklerini bir tarafa bırakın, kıymetlerini bilirseniz; iç güzellikleri dahi sizi sarhoş etmeye yeter de artar bile. Kıymet bilmezseniz şayet bu kez de solmuş haliyle size posasını bırakırlar. Hayat birlikteliklerinizde de gelinciklerin ömrünü uzun etmek için her daim çaba harcamak gerekli değil midir? Sürekli canlı kalsın istiyorsanız gelinciğinizi, beslemek lazımdır sevgi çağlayanlarında yüzdürerek. Kırmamak, onları derinden derine anlamak, nefes alışlarından hangi duygu ve düşüncede olduklarını hissetmek… Ve onlara değerli olduklarını, sevildiklerini fark ettirmek lazımdır. Bu kadarına da ihtiyaçları olduğuna hiç şüpheniz olmasın! Eğer başarabilmişseniz bu ince düşünceliliği; o hüzün çiçeğinin yanık kırmızısı, sizin için mavi bir renge bürünecektir. İşte o mutluluk mavisi de sizi ihya etmeye yetecektir…

Yeter ki siz onlara sevgili olun! Onlar size sevdasıyla meftun olurlar. Yeter ki siz onları değerli kılın, onlar da sizi sultan yaparlar…

Bir yanıt yazın