Önce yapraklar sararır bir işaret habercisi olarak,
Sonra dal terk eder gövdesini.
En sonunda rüzgâr ıslığı ile hedef saptırırken, unutturur kökünü.
Her yaprak koparken dalından bir vedanın notası düşer yere.
Bir kuş sürüsünün kanadında gizlenen göç, insana hatırlatıyor ki;
Dünyada hiçbir şey kalıcı değil!
Ekim, kalbin takviminde ayrılığı en çok işaretleyen aydır.
Adeta provasını yapar ayrılıkların.
Sevdiğinle aranda açılan mesafeyi, dostlarınla sessizliği,
Çocukluğunun elinden kayıp giden oyunlarını,
Kapıların ardına hapsoluşları, sırt dönüşleri,
Doğum günleriyle ayrılık günlerinin kesiştiği garip rastlantıları…
Ne tuhaftır, hep bu ayın gölgeleri fısıldar kulağınıza.
Belki bundandır, ekim rüzgârında yürürken;
İnsanın daha çok içine gömülmesi.
Daha çok kendiyle konuşup yüzleşmesi.
Ekimlerde insanın en çok kendini dinlemesi.
Çünkü ayrılık insana susmayı öğretir.
O suskunlukta yankılanan cümlelerle yazılır şiir sözleri.
Öyle ya!
Ayrılıklar her zaman soğuk kışlara denk getirilmez.
Bazen en güzel mevsimin ortasında da olur.
Ekim bunun ispatıdır. Ne tam yaz ne de tam kış.
Bir yarım kalmışlık, bir arada kalmışlık.
Yarası derin, karamsarlığı çetindir.
Havalar gibi çelişkili, neyi kaybettiğini bilmediği bir kaçıştır.
Belirsizliklere sarılarak kalbinin içini üşütten o tuhaf yalnızlık hissi.
Yazdan ayrılmak gibidir ekimlerdeki mesafeler,
Sevgiliden, eşten ve dosttan ayrılmakla farksızdır.
Zira ikisi de bir “alışılmış”ı bırakmaktır.
Olduğundan geriye kalmak, olanlardan uzak düşmektir.
Yaşanma ihtimali varken yaşanamayanlara iç geçirmektir…
Ekimlerde her ayrılık, içimizdeki kalemle bir satır çizer.
Acıklı kelimelerle nameler dizer.
Bazıları kalın harflerle, bazıları silik.
Bazılarında ismin altı çizilir bazen de üstü.
Güneş çekilir, gökyüzü kararır, ağaçlar soyunur.
Tabiat bile aynı anda böylesi bir vedaya eşlik eder.
İnsan ise kekremsi bir melankoliye teslim olur.
Aczin gölgesinde kalbini soyunmuş gibi hissederken…
Ayrılık ve uzaklaşmalar sadece insana ait değildir oysa,
Çünkü tabiat da her ekimde seni terk eder…
Alışmak mı lazım, ne dersiniz?
