Vuslat; kavuşmak.
Ama her kavuşma bir buluşma değildir. Bazı kavuşmalar vardır ki insanı insana değil, insanı kendi özüne götürür. Kalbin en kuytu köşesinde yıllardır kapalı duran bir kapının usulca aralanması gibidir. Uzun süren bir gecenin ardından ufukta beliren ilk ışık gibi… Sessiz, derin ve tarifsiz. Her adımın, her niyetin Allah’ın rızasına yönelmeye başladığında ruhunda ince bir kıpırtı hissedersin. Kuruyan dallara yürüyen bahar gibi canlanır benliğin. İçinde uzun zamandır suskun duran umut, yeniden dil bulur kendine. Bir vuslat ki; karanlığın ortasında ümitsizliğin kapısını kapatıp rahmetin kapısına yönelmektir. Şeytanın kulaklarına korkular fısıldadığı anlarda, kalbinin derinliklerinden yükselen “Allah yârimdir” sözüyle ayakta kalabilmektir. Bir peygamberin vuslat hikâyesine dalıyor yüreğim. Güneşin yakıcı sıcaklığı altında uzanan uçsuz bucaksız çöller geliyor gözlerimin önüne. Kumların sessizliği içinde yıllarca evlat hasretiyle bekleyen Hz. İbrahim (as.). Her dua vakti semaya açılan eller, her secdede büyüyen umut. Ve sonra rahmetin en güzel müjdesi olarak gelen Hz. İsmail (as.). Bir babanın gözlerine düşen sevinç. Bir bekleyişin meyvesi. Bir duanın ete kemiğe bürünmüş hâli. Hz. İsmail (as.), vuslatın tebessüm eden yüzüydü. Demek ki bazı kavuşmalar, yıllarca sabırla sulanan duaların çiçeğiydi.
Kimi sevinçlerin varlığına kavuşmak için insanın yalnız diliyle değil, bütün kalbiyle dua etmesi gerekiyormuş. Avuçlarını semaya açarken gözyaşlarının da duaya karışması gerekiyormuş. Bizler ise çoğu zaman sabrı sadece kelimelerde taşıyan kullarız. En küçük imtihanda dağılan, en ufak rüzgârda savrulan yapraklar gibi. Yerle yeksan olmak deyince Hz. Yakup (as.) düşüyor gönlüme. Bir baba düşün yıllar boyunca hasretin gölgesinde yaşayan ve her sabah oğlunun kokusunu hatırlayan… Her akşam gözlerini ufka diken. Gözyaşlarıyla yoğrulan geceler. Sessizce edilen dualar… Ve hiç tükenmeyen bir umut. Hz. Yakup (as.), vuslatı ömrüne ilmek ilmek işleyen peygamberdi. Hasretini sabrına katık etmiş, sabrını tevekkülle süslemişti. Yıllar geçse de kalbindeki Yusuf sevgisi eksilmedi. Çünkü bazı bekleyişler zamanla küçülmez; aksine insanın ruhunda kök salar. Sonunda gelen kavuşma ise yalnızca bir oğula değil, Allah’ın vaadine duyulan güvene kavuşmaktı. Hz. Yakup’un vuslatı, Hz. Yusuf olmuştu başlı başına…
Vuslat; gözyaşlarının fani arzular için değil, Rabbine duyulan özlem için aktığını fark etmektir. Kalbin yüklerini bir bir bırakıp huzur-u ilâhiyeye doğru yürümektir. Secdelerde eriyen kibirlerin ardından Vedûd olan Rabbine hamdetmektir. Faniliğin avuçlarda tutulan bir gölge kadar geçici olduğunu her hatırladığımda, Züleyha’nın hikâyesi çalıyor kulaklarıma. Bir zamanlar kalbini dünyanın en güçlü arzularına teslim eden Züleyha. Sonra yılların öğüttüğü nefs. Dağılan hayaller. Yıkılan beklentiler…Ve bütün bunların ardından Allah’a yönelen bir kalp. Dünyanın süslü perdeleri birer birer çekildiğinde geriye yalnızca hakikat kalmıştı. Züleyha’nın yolculuğu bir insana duyulan tutkuyla başlamış, Rabbine duyulan muhabbetle tamamlanmıştı. Haramdan uzaklaşan adımlar, helâlin huzurunda dinlenmişti. Belki de vuslat, insanın yönünü değiştirebilmesiydi.Vuslat; kavuşmanın da ötesinde bir kaybediştir bazen.
Nefsin gürültüsünü kaybetmek ve dünyanın aldatıcı seslerini kısmak… Geçici olanı bırakıp kalıcı olana yönelmek ahir zamanda “Allah” diyebilmek. Kalabalıkların arasında Allah ile kalabilmek. Kalbin bütün yorgunluğuna rağmen O’na sığınabilmek. İşte kalbin en derin vuslatı budur. Haramdan ayrılış, Allah’a vuslattır. Bir günahtan geri çekilen adım. Kimsenin görmediği yerde verilen mücadele. Yalnızca Allah biliyor diye vazgeçilen bir yanlış. Bunların her biri görünmeyen kavuşmalardır. Gözlerin buğulanıyor. Kalem tutan elin ağırlaşıyor. İslam’ın ilk şehitleri geçiyor gönlünden. Kızgın kumların üzerine bırakılan bedenler… İşkencelerle sınanan imanlar ve bütün acılara rağmen dudaklardan düşmeyen Allah ismi. Yasir ve Sümeyye… Dünya onların bedenlerini yormuştu belki ama ruhlarını teslim alamamıştı. Çünkü onlar, acının içinden vuslata yürüyenlerdi. Fatiha Şerifeler serpilsin beratlarınıza…
Vuslat; nefsin tuzaklarından sıyrılıp her şeye rağmen Rabbine yönelebilmektir. Bazen bir duanın içinde bazen , secdenin gözyaşında ve bazen gecenin en sessiz vaktinde kalbe düşen huzurda. İnsan anlar ki asıl kavuşma, dünya nimetlerine erişmek değil; Sahibine yaklaşabilmektir. Çünkü kul bilir ki beklemek uzasa da, yollar yorucu olsa da, geceler karanlık görünse de, tevafukları yaratan Allah vuslatı er ya da geç müjdeler. Ve kalp, bir gün mutlaka ait olduğu yere varır.
MERVE KURNAZ ÖZGÜL
