Kendimize Sürpriz

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkDeneme
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:4 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz: Kendimize Sürpriz

Hayat geleceğe dair gizemliliğini her zaman kendisinde saklar. Bize getireceği sürprizleri en başından kestiremediğimiz gibi bir dakika sonra nelerle karşılaşacağımızın meçhullüğü içinde yaşarız. Getirdikleri ya da alıp götürdükleri hiç bitmez. Ummadığımız anda başımıza gelen olaylarla hayretler içine düşeriz. Kimi zaman olur ağır kayıplar yaşar, bazen de büyük kazanımlar elde ederiz. Bu gerçeklik gösteriyor ki, hayat sürprizleri çok seviyor. Şahit olduklarımızdan tutun da yaşadıklarımıza kadar her şey bilinmezliklere gebedir. Bu yüzden olmalı ki büyüklerimiz “büyük söz söyleme” ya da “her işin sonu hayır olsun” demişler…

İnsan gençken yaşlılığa yatırım yapıyor. Sanki yaşlanacak kadar ömrü olup olmadığını biliyormuş gibi. Yaşlanınca ise sağlık elverişli olmuyor ve kazanımlarını harcayamıyorlar. Kimileri de gününü gün içinde yaşıyor. Hangisi avantajlı yaşamadan bilmek imkânsız. Ancak birini yaşadığınızda öbürünü yaşamaya da tekrar fırsat yoktur şu kısacık hayatta. Geriye tercih yapmak kalıyor sanırım. İlk seçenek biraz daha temkinle karşılamaktır hayatı. Risk almadan, bedel ödemeden, prensiplere bağlı bir kuralcılık içinde, disipline olmuş bir hayat. İkinci seçenek ise bedel ödemeyi göze alarak kendince yaşamak. Benim hayatım, ben yaşarım tarzında bir tercih. Her aklına geleni söyleyip, dilediğince fütursuz yaşamak. Hangisini yaşayan daha mutludur, orası da bir muamma elbette. Zira biraz tercih gibi görünse de insan yaşantıları, bir de tercihe zorlayan şartlar ve mizaç da bu yaşam biçimlerinde etkili olsa gerektir sanıyorum…

Evet, hayat sürprizlerle dolu dedik. Bütün planlarımızı alt üst eden, gidişatımızı değiştiren sürprizler. Belli bir tarihe plan yapılır; ancak, hesabımızı değiştiren başka bir hesapla karşılaşırız. Güzel bir havada dostlarla piknik yapmak istersiniz, yağmur yağar. Bir toplantıya gideceksinizdir misafir gelir, gidemezsiniz. Hayata, mesleğe, sevmeye ve saymaya dair planlarınız, çoğunlukla hedeflediğiniz gibi olmaz. Umduğunuzu bulamaz, ummadıklarınıza nail olursunuz. Umduğunuzu bulursunuz, bu defa zaman yolunuzu keser. Hayat böyledir. Hiç dört dörtlük bir huzuru insana sunmaz. Sağlığınız varken paranız yoktur, paranız varken harcayacak zaman ve sıhhatiniz olmaz. O yüzden yarın hesabı yapmadan, beklentiler içine düşmeden anı yaşamak, belki de en güzeli değil midir?

İşte güneş! Bahar ışıltılarını yansıtmaya, sabahları bize tebessüm etmeye başladı bile. Pırıl pırıl yansıma yapıyor. İçiyle dışını bütünleştirmek isteyenler ve çelişkilerinden kurtulmak isteyenler için güzel bir fırsat. Kendisini baharla buluşturmak ve yeşillikle vakit geçirmek isteyenlere bahar müjdelerle gelirmiş. Hafta sonu her yer piknik için koşanlarla dolu. Çiftçiler tarlalarında mutlu. Kalpten bağlandığımız yerler, yöreler ve insanlarımız var. Köklerimizin olduğu, doğup büyüdüğümüz memleketlerimiz. Kök salmak istediğimiz, doyup mutlu olmak istediğimiz memleketler. Her bahar gelişinde eş ve dosttan yana, sevdiklerimizden yana sohbet ve muhabbetleri özlüyoruz. Eski okul arkadaşlarımızı, çocukluğumuzun geçtiği mekânları özlüyoruz. Ortak hatıralarımızın varlığı anılara yolculuk yaptırıyor. Metruk mekânlar ise içimizi sızlatıyor. Duygulanıp gözlerimiz nemleniyor. Hep hayat sürpriz yapacak değil ya bizlere. Baharı fırsat bilerek biz de hayata ve kendimize bir sürpriz yapabilseydik. Hesapsız ve kaygısız yaşayabilseydik. Prangalarımızdan kurtulup kendi özgürlüğümüze doğru yol alabilseydik keşke. Zira hayat halen daha elimizde. Ömür bitip giderken, bizim de kalıcı bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu yitip gitmemek için? İnce düşünmek, sevdiklerimize güzel sürprizler yapmak gibi. Mesela dostlarımızı tek tek arasak. Fırsat bulduklarımızla yüzyüze görüşüp sohbetler demlesek. Sevdiklerimize sarılsak, büyüklerimizin eline öpsek, gönüllerini alsak. Çocukların başını okşayıp, arkadaş ve komşularımızla güler yüzle selamlaşsak ve hal hatır etsek. Beklenmedik anlarda beklenmedik sürprizlerle anın mutluluğunu ölümsüz kılabilsek. Şiirler yazsak, anı defterimizi duygularımızla doldursak, uzaktaki sevdiklerimize mektuplar yazsak. Farklı bir şeyler yapabilsek rutinin dışına çıkarak. Sevildiklerini hissettirsek değer verdiklerimize.

İçimizde sakladığımız küçük çocuğu biraz şımartsak. Kendimize de yapsak bir sürpriz. Kırlangıç seslerinin eşliğinde, gelincik çiçeklerinin arasında koşsak. Yüksek dağlara çıkıp bağırsak yine çocukluğumuzdaki gibi. Ses yankılarının ahenginde gülse yüzlerimiz. Çelik çomak oynasak harmanlarda. Dağlardan kayalar yuvarlayıp şahlanışını izlesek. Dut ve kiraz ağaçlarının dalına çıkıp yesek. Gün batımında denize girsek. Şekilcilikten uzak kalıp, en doğal halimizle, resmiyetten kurtulmuş bir özgürlük içinde saçımızı başımızı rüzgâr savursa. Ata binip arabalarla yarışsak yine. Mantar toplasak tepelerde, kuşkonmazlar toplarken elimize dikenler batsa. Kendi bakımını yaptığımız gülleri bizzat dalından koparıp goncasını açarak, kat kat ayırıp koklasak. Eski güller gibi derinden doğal kokusunu hissedebilsek. Yorulduğumuzda alın terimizi silip, toprak üzerinde sırtüstü dinlensek. İbibikler öterken, güneşin hararetini annemizin yayık ayranıyla serinletebilsek.  Bu bahar müzik dinlemekten uzaklaşıp, kendi türkümüzü kendimiz söylesek.

Velhasıl biraz kendimiz olabilsek, kendimize dönebilsek ve kendimizle sözleşip, hormonsuz bir ben olarak kalabilseydik… Fena mı olurdu, ne dersiniz?

Bir yanıt yazın