Mevsimin yeni bir dönemece girdiği ve farklı yöne evrilmeye başladığı zamana geldik. Gece havalar soğuyor. Rüzgârın teninize serin serin değdiğini hissediyorsunuz. Tabiat sararmış, otlar kurumuş, güz gelmiştir. Olgun bir zaman. Biraz tenha, biraz ıssız. Geçmişten getirdiğiniz yükler, tecrübeler, sevinçler hatıralar her ne varsa tek tek duyumsarsınız içinizde. Yazın deli divanelikleri yerini durulmaya ve sakinleşmeye bırakır eylüllerde.
Derin düşüncelerle tefekküre daldığınızda; zamanın eridiğini, bir yılın daha tükenmeye yüz tuttuğunu fark edersiniz. Zaman akarken ömürden de çalmaktadır. Bir gün bitecektir nihayetinde, kaç eylül görseniz de. Bir telaş düşer içinize. Yaşanan ne varsa bıraktığı izlerle. Peki yaşanmamışlıkları ne yapacaksınız? Beklentileriniz ve hedefleriniz gerçekleşti mi, dünyadan muradınızı aldınız mı? Saçlarınıza düşen aklar diyor ki; değdi mi şu dünyaya, elinize geçen nedir maziden size kalan? Bu yaşıma ne zaman geldim derken yaşanmamışlığa karşı bir özlem yahut hedeflenene bir telaş başlar eylüle ulaştığınızda. Telaşlanmak kaçırdıklarınızı geri getirir mi bilinmez. Ancak bir hesap kitap zamanı olduğu muhakkaktır. Karlı ve soğuk bir sabahta açtığınız yılın ilk sayfasına, baharlarda eklediğiniz notlardan sonra yaz mevsimi ile hız verdiğiniz o deftere kim bilir ne mısralar düşmüştür. Evet şimdi güz mevsimi. Yılın geçen üç mevsiminde yazdığınız ve yaşadığınız gerçeklere defteriniz üzerinden şimdi not verme vaktindeyiz.
Bir tarafınız yazda kalsa da bulutların kapanışını gördük bile. Şiddetli yağmurların ön habercileri selamladılar bizi. Rüzgâra yakın hissediyoruz kendimizi. Hele bir gece yarısı çiğ düşmeye başlasın bakalım, nasıl da sararacak o yeşil yapraklar. Solmak bir hüzün! Hükmü sürsün istesek de yaz bereketinin, tabiat aldığı görevi aksatmadan yerine getiriyor işte. Ilıman havaya, ürperten o uğultulu esintiler eklenince gecenin ıssızlığı ile yüzleşirsiniz. Yaz’a dair daha birçok yaşanabilecek beklentimiz varken ne de çabuk geldi mevsimin hasadı. Tutunmak arzusu ile dört elle sarılmak nafiledir iklime. Bu geçici hoşluk, çok sürmeyecek. Bir zaman daha geçecek ki kocaman bir boşluğa dönecektir. O yüzden insanın kanını yatıştıran manzaradır şu eylüller. Hasatla birlikte gelen kış hazırlıkları. Son sebze ve meyveler toplanmayı bekliyorlar. Tıpkı ömrün meyvelerini andırırcasına. Yalancı bahar havasının tüm yönlerden sizi sarmasına aldanmayın. Zira önümüz soğuklara gebedir. Kış gecelerinde üşümemek için karınca misali hatıra biriktirin. Henüz gitmemişken mevsimin azizliğinden nasiplenin. Bir bereket toplayın, sermaye edinin içinizi ısıtsın o gün gelip çattığında…
Evet işte böylesine hazandır eylül. Bir o kadar da hazindir! İnsan dışarıdaki değişimi fark ederken, kendi içindeki eksilmeyi de görme vesilesidir. Tabiatta oluşan rengarenk yapraklar ve imrenilesi bir dekor vardır muhakkak. Her zaman romantik bir duygu hediye edecek değil ya. Bir güzelin güzelliğinden çok, geçiciliğiyle yüzleşmeye başladığında yaş almanın ne olduğunu anlarsınız.
İşte o gün eylül gelir, sadece takvime değil insanın içine de…
