Hüzünler Tortusu

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkDeneme
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:3 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz: Hüzünler Tortusu

Fizik kuralları der ki; dünya üzerinde meydana gelen her ses dalgası ve her hareket bir yer işgal ediyor. Bir iz bırakarak sonsuza doğru yolculuk yapıyor. Yani bizim göremediğimiz bir varlık alanını kaplıyor. İnsan da öyle değil mi? Hem cisim hem de cürüm olarak yeryüzünde bir kaplama alanımız var. Elbette duygu yüklü bir varlığın sadece davranışları değildir bıraktığı izler. Tıpkı bunun gibi duygularımızda anlık değişimlere uğrayarak sürekli bir birikim içine giriyor.

Hiç durmadan tepkisel bir duygulanım içindeyiz. Ama olumlu, ama olumsuz tepkiler yağıyor gelişen durumlara göre de. Duygu dalgalanmalarımızla sağlıyoruz bu tepkilerin kaynağını. Üzülüyoruz duygu, seviniyoruz duygu, acı çekiyoruz duygu, değişik atmosferlerde değişik duygular. Yediğimiz ve içtiğimizden geriye kalan tatlar duygu. Yaşadığımız ve hissettiğimiz, iyi veya kötü her yaşanmışlıktan geriye kalanların hepsi de birer duygu…

İşte bu duygularımızda biz de bir yer ediniyor. Bir yerler de kendi tasnifi içinde depolanıyor. Tıpkı konusuna göre dosyalanmış evraklar misali. Günü geldiğinde toplu bir birikimin itmesiyle açıp bakıyoruz yapraklarına. Şayet güzel duygular yaşamışsak, yüreğimizin güzel yığınaklar yaptığına şahit oluyoruz. Yok, sancılı, üzüntülü, acılı ise duygularımız bu defa onların depolandığına bir kez daha tanıklık ediyoruz. Hiçbir duygu aslında kaybolup gitmiyor boşlukta. Günü gelince katmerlenmiş hali açılarak servis ediliyor önümüze. Ama öyle, ama böyle! Sonuçta her duygunun bir tortusu kalıyor bir yerlerde. Hem de en damıtılmış haliyle. Düşünün şöyle bir. Kırılganlıklarınızı hiç unuttunuz mu? Yaşadığınız elemlerinizi, aşk acılarınızı, sevdiklerinizin sizi hayal kırıklığına uğratmalarını. Sevdiklerinizin ölümünü, yaşadığınız ameliyat acılarını. Tepki alırken haddi aşmaları. Hak arayışına girenlerin misilleriyle katlayıp, uğrattıkları haksızlıkları. Kızıldığında o davranışa sebep olan unsurun bin misliyle mukabele görüşünüzü. Askerlik ortamında ya da bir gurbet bucağında hasretlerini soluduğunuz, birliktelik yaptığınız arkadaşlarınızı, dostlarınızı. Büyüklerinizden ya da öğretmenlerinizden yediğiniz ilk dayağı. Mutluluk yaşadığınız tüm zaman dilimlerini…

Evet, yaşanmışlıklarınızın hepsi de bir yerlerde tortu halinde duruyor. Gün oluyor hatırlanıyor benzer şeyler yaşandığında. Bir yerlerimize gelip dokunuyor. Sızı ile hissettiriyor unutulmadıklarını hüzünlü tortular. Yine; zamanı gelince size tekrar tekrar yaşatabiliyorlar bu duyguları. Ve hüzün büyütmeye devam edebiliyorsunuz. Size bunları yaşatanlarla bir gün yüzleşebiliyorsunuz da. Belki de yüzleşme ümidiyle saklıyorsunuz içinizdeki hüzün duygularını. Bunları depolamamak elde midir bilemiyorum. Hüzünlü tortulardan hayat tecrübesi biriktirmek elbette önemli bir kazanım. Ancak, ille de hüzün mü biriktirmeli insanoğlu duygu adına? Bence duygulardan geriye; damıtılan, süzülen, elemine edilen bir seçicilik olmalıdır. Çünkü tortu birazda yüktür insana. Çünkü işin esası tortu değildir, duygunun özüdür, güzel niyetlerdir.  Keşke hüzünlü, acılı, elemli tortular biriktirmek yerine; güzel, neşeli ve sevinçli duyguların özünü misafir edebilseydik duygu dünyamızda…

Gerisi insanın yaşanmışlıkları olması hasebiyle elbette önemlidir. Ancak tekrar aynı çileli yolculuğa çıkmamak için, tecrübe olarak hatırlanmak adına saklanmalı sadece…! Yoksa aynı acıyı tekrar tekrar yaşamak için değil. Hüzünlerden kalan tortuları temizlemek, iyi, güzel ve mutlu eden duygular saklamak daha önemlidir.

Böylesi geriye kalan hayatımızı; mutlu, verimli ve kaliteli yaşamak için zannımca daha uygun olanıdır. Ne dersiniz?

Bir yanıt yazın