Hz. İBRAHİM a.s. (41. BÖLÜM)

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkSiyer
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:9 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz: Hz. İBRAHİM a.s. (41. BÖLÜM)

Hz. İbrahim a.s. Kur’an’ın çok farklı boyutlarıyla bize anlattığı bir peygamberdir. (Gerçi Kur’an bütün peygamberler için aynı üslubu kullanır). Kur’an’dan da göreceğimiz gibi bütün peygamberler kendilerinden önce gelen peygambere bakarak bazı mesajları alırlar. Bu konuda örneği olmayan tek peygamber hatırlanacağı üzere Hz. Adem a.s.’dır. Hz. İbrahim a.s. kendinden önceki peygamberin mirasını alarak gelir ve bir sonraki peygambere de çok büyük bir miras bırakır. En son gelen de aleyhisselatu vesselam efendimizdir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bu işin son mührünü basacağı için kendinden önce gelen bütün peygamberlerin mirasını anlayan, kendinden önce o yolda yürüyen bütün Risalet muallimlerini tanıyan, tanıdığı için seven ve bu işin nasıl olması gerektiğini öğreten bir peygamberdir. Aleyhisselatu vesselam efendimizin dünyasında her peygamberin farklı bir yeri var. Ama Hz. İbrahim a.s. ile ortak yönler daha fazla. O yüzden Hz. İbrahim a.s. aleyhisselatu vesselam efendimizin hep gündeminde ve dilinde olmuştur.

Cenab-ı Allah kullarıyla merhamet üzerine bağ kurar. Ve bu bağın yani merhamet bağının iki göstergesi vardır.

  1. Allah kullarına elçiler göndererek kullarına merhamet eder. Yani elçiler Allah’ın merhameti üzerine gelirler.
  2. Cenab-ı Allah bu merhametin ne düzeyde olduğunu gösteren vahiyler yollar. O vahiyler de elçiler sayesinde insanlarla buluşur.

Ve biz Hz. İbrahim a.s.’dan merhamet üzerine iki konuyu öğreniyoruz.

  1. Merhamet belli alanlara, belli muhataplara ve belli işlere sıkıştırılacak bir duygu değil, hayatın her alanını kuşatması gerek bir duygudur.
  2. davet ve tebliğ en zoru yakınları olanıdır. Eğer yakınlara olan davet Merhamet üzerinden olmaz ise asla başarı elde etmek mümkün değildir.

Bu iki mesele de şöyle ya da böyle hepimizin zorlandığı meseleler. Ve hakkını veremediğimiz meseleler. Hayatın hangi alanını dikkate alırsanız alın, o alanda olması gereken merhamet Hz. İbrahim a.s.’ın hayatında en üst düzeyde vardır.

Hz. İbrahim a.s.’ın merhameti ile ilgili Kur’an-ı Kerim bize neler söylüyor bir bakalım.

  1. Merhametli Bir Evlat. (Meryem Suresi 42. Ayet)

—“O, bir zaman babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” (Meryem Suresi 42. Ayet)

  • Merhametli Bir Delikanlı. (Saffat Suresinin 86. Ayet)

—“Yalancılık etmek için mi Allah’tan başka ilâhlar istiyorsunuz?” (Saffat Suresinin 86. Ayet)

  • Merhametli Bir Eş. (İbrahim Suresi 37. Ayet)

—“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyti Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.” (İbrahim Suresi 37. Ayet)

  • Merhametli Bir Baba. (İbrahim Suresi 39. Ayet)

—“İhtiyarlık halimde bana İsmail’i ve İshak’ı lutfeden Allah’a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir.” (İbrahim Suresi 39. Ayet)

  • Merhametli Bir Amca. (Hud Suresi 75. Ayet)

—“Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalbli) idi.” (Hud Suresi 75. Ayet)

  • Merhametli Bir Dost. (Nisa Suresi 125. Ayet)

—“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost edinmişti.” (Nisa Suresi 125. Ayet)

  • Merhametli Bir Ev Sahibi. (Hud Suresi 69. Ayet)

—“Andolsun ki, İbrahim’e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve “selâm” dediler, o da “selâm” dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hud Suresi 69. Ayet)

  • Merhametli Bir Davetçi. (Zuhruf Suresi 28. Ayet)

—“İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.” (Zuhruf Suresi 28. Ayet)

  • Merhametli Bir İmam / Muallim. (Bakara Suresi 124. Ayet)

—“Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, “Ben seni bütün insanlara imam yapacağım.” buyurdu. İbrahim, “Zürriyetimden de yap!” dedi. Rabbi ona “zâlimler benim ahdime nail olamaz!” buyurdu.” (Bakara Suresi 124. Ayet)

  1. Merhametli Bir Peygamber. (Ankebut Suresi 27. Ayet)

—“O’na İshak ve Yakub’u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Şüphesiz o, ahirette de salihler (zümresin)dendir.” (Ankebut Suresi 27. Ayet)

Görüldüğü gibi Hz. İbrahim a.s.’ın hayatında sadece bir alanda değil hayatın farklı farklı alanlarında o merhametin en zirve halini görüyoruz. Bu çerçevede anlıyoruz ki merhamet hem acıtmamak hem de acımaktır. Ama acıtmamak önce gelir. Acıtmamak için hassas bir gönüle, Naif bir dile ve kolaylığa dayalı bir muamele anlayışına sahip olmak gerekir. Bu üç hal de Hz. İbrahim a.s.’da zirve derecesinde. Bu üç şeyin yani hassas bir gönül, naif bir dil ve kolaylığa dayalı bir muamele anlayışının olabilmesi için ise asla menfaatin olmaması lazım. Hz İbrahim bunu en güzel bir biçimde bize gösteriyor. Bütün Peygamberler ve o peygamberlerin yolunu izleyen Rabbani alimler, davetçiler ve tebliğciler asla yaptıkları davet ve tebliğe karşı bir ücret, bir beklenti yani bir menfaat içerisinde olmamışlardır. İşte bu noktada gerçek menfaat, sadece ben ücretimi mükafatını alemlerin rabbi olan Allah’tan beklerim demenin adıdır. Hal böyle olunca her peygamberin davet ve tebliğ noktasında çektiği sıkıntıları Hz. İbrahim a.s.’da fazlasıyla çekmiştir.

Bu bilgileri de aldıktan sonra artık yavaş yavaş Hz. İbrahim a.s.’ın hayatına başlamanın zamanı geldi.

Hz. İbrahim’in (a.s.) kesin doğum tarihi, modern takvim sistemleri öncesine dayandığı için net bir gün veya yıl olarak verilmez; ancak İslami tarih kaynakları ve arkeolojik veriler ışığında belirli bir dönem ve kronoloji üzerinde durulur. Genel kanaat, Hz. İbrahim’in günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce, yani milattan önce 2100 – 1900 yılları arasında yaşadığı yönündedir. (TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim” Maddesi: Cilt 21, Sayfa 266-267. (Arkeolojik veriler ve Kitab-ı Mukaddes ile karşılaştırmalı tarihlendirme).) İslami tarihçiler, Hz. İbrahim a.s.’ın doğumu ile diğer peygamberler veya önemli olaylar arasındaki süreyi esas alarak bir tarihlendirme yaparlar. Buna göre bazı kaynaklarda Nuh Tufanı’ndan yaklaşık 1081 yıl sonra doğduğu rivayet edilir.( Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk: Cilt 1, Sayfa 233. (Tufan ile Hz. İbrahim arasındaki zaman dilimi ve şeceresi).) Bazı kaynaklarda ise Nemrud’un hükümdarlığının 250. yılında dünyaya geldiği belirtilir.( bnü’l-Esîr, El-Kâmil fi’t-Târîh: Cilt 1, Sayfa 94. (Nemrud dönemi ve doğum yılına dair rivayetler).)

Hz. İbrahim’in (a.s.) doğum yeri konusunda İslam tarihçileri, müfessirler ve arkeologlar arasında iki ana görüş bulunmaktadır. Bu tartışma genellikle günümüzdeki Şanlıurfa ile Güney Irak’taki Ur şehri arasında yoğunlaşmaktadır. Tarihçilerin büyük çoğunluğu ve Batılı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in bugün Irak sınırları içerisinde kalan, Bağdat ile Basra arasındaki Ur (Keldanilerin Ur’u) şehrinde doğduğunu kabul ederler. Nemrud’un başkentinin Babil olduğu ve Hz. İbrahim’in de bu krallık sınırları içerisinde doğduğu rivayet edilir.( Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk: Cilt 1, Sayfa 233. (Hz. İbrahim’in Babil topraklarındaki Kûsâ’da doğduğuna dair rivayet).) Bazı kaynaklar ise spesifik olarak Babil bölgesindeki Kûsâ köyünü işaret eder.( İbn Kesîr, El-Bidâye ve’n-Nihâye: Cilt 1, Sayfa 139. (Doğum yerinin Babil bölgesi olduğu ve Nemrud ile orada karşılaştığı bilgisi).) Özellikle Anadolu coğrafyasındaki gelenek ve bazı İslami rivayetler, Hz. İbrahim’in doğum yerinin Şanlıurfa (tarihi adıyla Edessa veya Ruhu) olduğunu savunur. Şanlıurfa’da bugün “Makam-ı İbrahim” olarak bilinen bir mağara mevcuttur ve halk arasındaki güçlü inanışa göre Nemrud’un sarayı ve ateşe atılma hadisesi de buradaki Balıklıgöl yerleşkesindedir.( TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim” Maddesi: Cilt 21, Sayfa 267. (Urfa ve Irak’taki Ur şehri arasındaki tartışmaların bilimsel ve dini analizi)) Kur’an-ı Kerim ve Tevrat verileri ışığında, Hz. İbrahim’in hayatının önemli bir kısmını Harran’da (Şanlıurfa) geçirdiği kesindir; ancak bazı alimler bunun bir “doğum” değil, Irak’tan sonraki bir “hicret” durağı olduğunu belirtirler.( İbnü’l-Esîr, El-Kâmil fi’t-Târîh: Cilt 1, Sayfa 94. (Bazı rivayetlerin Harran’ı, bazılarının ise Ahvaz bölgesini işaret ettiğine dair karşılaştırmalı notlar)) (Yakut el-Hamevî, Mu’cemü’l-Büldân: Cilt 4, Sayfa 481. (Coğrafi bir eser olarak Babil ve Harran bölgelerindeki İbrahim (a.s.) izlerini anlatır))

Hz. İbrahim a.s.’ın doğumunu, gençliğini ve peygamberliği öncesinde yaşadıklarını biz Kur’an’da ya da hadislerde detaylı bir biçimde okuyamıyoruz. Bu, Kur’an’ın genel bir üslubudur. Ama biz tarih kitaplarında mesela Taberi’nin tarih-i’nde, Salebi’nin Arais-ül Mecalisin de İbnü’l Esir’in El Kamil’inde, Yakubi’nin Tarih’inde inanılmaz detaylar okuruz. Ancak okuduğumuz detayların büyük bir kısmı İsrailiyat olarak bize gelir. Genelde Tevrat’ta ve İncil’de Hz. İbrahim a.s. ile anlatılan hikayeler uygun bir biçimde bizim tarih kitaplarımızda da aktarılır. Tabii ki bazı noktalarda çelişkiler ve sıkıntılar var ama ben hızlı bir biçimde tarih kitaplarında aktarılan o bilgileri size bir özetlemek istiyorum.

Bir rivayete göre Nemrut bir rüya görür. (Bu kıssada size bir yerlerden tanıdık gelecek zaten.) Gördüğü o rüyasında bir yıldız doğmuştur. Doğan o yıldızın ortaya çıkardığı Işık ayın ışığını da güneşin ışığını da söndürmüştür. Nemrut bu rüyadan çok etkilenir. Hemen etrafındaki sihirbazları, müneccimleri ve alimleri toplar ve rüyasını onlara anlatır. Onlarda tabir olarak derler ki

—“Yakın bir zamanda senin hakim olduğun Topraklar içerisinde bir çocuk doğacak ve o çocuk farklı bir din mensubu olacak. O çocuk büyüdüğü zaman senin tahtını Sarayı’nı yerle bir edecek.” Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk: Cilt 1, Sayfa 233-234. (Nemrud’un rüyası ve müneccimlerin yorumu bölümü).

Nemrut bu tabir den dolayı çok korkar ve böyle bir şey olmasın diye kendisine özel bir şehir kurdurur ve o kurdurduğu şehre de asla erkekleri almaz. Yani kadınların olduğu bir şehir kurdurur. Erkeklere de başka bir yerde yerleşim hakkı verir ve birbirleri ile görüşmelerini engeller ki herhangi bir eş’lik hali yaşanmasın kimse hamile kalmasın diye. Daha sonra İbn-i İshakın verdiği bir bilgiye göre Nemrut bir süre sonra bu manada bir şey olmadığını anlayınca sihirbazlar ve yönetimlerin doğru tabir edemediklerini düşünerek işi biraz gevşetir. Ancak bir süre sonra yeniden bir müneccim o çocuğun doğduğuna dair bir haber getirir. Nemrut bu haberi aldığında yine hakimiyeti altında olduğu topraklardaki hamile kalanlar, o gün doğum yapanlar ve yeni doğum yapmış olanlar varsa direk çocuklarını öldürtür. Hamile kalmış kadınlar varsa onları getirir gözlem altında tutar. (İbn Kesîr, El-Bidâye ve’n-Nihâye (Peygamberler Tarihi): Cilt 1, Sayfa 139-141. (Doğumu, mağaradaki mucizeler ve parmaklarından beslenmesi).) Ama Hz. İbrahim a.s.’ın annesi bir yolunu bulur. Genç olduğu ve hamileliği de belli olmadığı için gözlem altına alınmaz. Doğumu yaklaştığında kendi bulunduğu yere yakın bir mağaraya gider ve o mağarada Hz. İbrahim a.s.’ı doğurur. Ondan sonra sarar kundağına, orada bir mağaranın içerisine koyarak kapısını kapatır gider. Tabi ara sıra mağaraya geliyor ve her geldiğinde Hz. İbrahim a.s.’ı baş parmağını emerken buluyor. Tarihi kaynaklara göre Hz. İbrahim a.s. o baş parmağını emerek beslenir. (Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis (Kısas-ı Enbiya): Sayfa 72-73. (Mağaradaki gelişimi ve annesinin yaşadığı şaşkınlık detayları). (İbnü’l-Esîr, El-Kâmil fi’t-Târîh: Cilt 1, Sayfa 94. (Doğum yılına dair tarihsel arka plan ve Nemrud’un zulmü).) Ve hızlı bir şekilde büyümeye başlar. Hz. İbrahim a.s. onbeş ay kadar mağarada kalır. Onbeş ay sonra çıktığında 15 yaşında bir delikanlı gibidir. Ku’ran’a giren olay olan “yıldıza bakıp bu mu benim Rabb’im aya bakıp bumu benim Rabbim” dediği konuşma o dönemde yaşanır. (İbnü’l-Esîr, El-Kâmil fi’t-Târîh: Hz. İbrahim’in çocukluk dönemindeki olağanüstü hızı ve fiziksel gelişimi üzerine rivayetleri içerir). Tabi bu bilgiler tarihi kaynaklarda geçen bilgiler. Bunlar kur’an da ya da hadislerde yok. Bu nedenle bu bilgilerin biraz ihtiyatla karşılanması gerekir.

Bir yanıt yazın