Modern Minimalizm

You are currently viewing Modern Minimalizm

Son günlerde bir moda nüfuz etti toplumlara. Adı minimalizm. Minimalizm, bireyin yaşamında fazlalıklardan arınmayı, az ile yetinmeyi ve özün peşine düşmeyi öğretiyor. Kulağa hoş geliyor.

Minimalizm, modern çağın tüketim fazlalıklarına karşı bir duruş olarak doğdu. Evet fazlalıklardan arınmak, sadeleşmek ve dinginleşmek insana huzur kazandırır. Ama hiç düşündünüz mü, fazlalıklardan kurtulurken yaşamın renklerini de silikleştirme riskini? Uzmanlar her ne kadar tüketim kültüründe minimalist olmayı tavsiye etseler de bu sürecin belirli riskleri vardır elbet. Kültürel uyumsuzluk, sosyal izolasyon, aşırı kısıtlama ve tatminsizlik gibi sonuçlar doğurabilir. Geleneklerine bağlı bir toplumda, düğün, bayram, dernek gibi birleştirici adetlerin zamanla yok olma tehlikesi ortaya çıkabilir mesela. Dahası, sırf sosyal statü olarak kullanılıyor diye malum markanın malum telefonunu almak isteyen insanların, sırada beklemesi eleştirisiyle teknolojiden geri durmak, telefon ya da yazılımsal gelişmelerden uzaklaşmak kişiyi çağın gerisine düşürebilir. Hatta böyle bir algı, geri kalmışlığı normalleştirebilir; diğer bir taraftan ise minimalist bir yönetim, koyduğu yasaklarla bunu baskıya bile dönüştürebilir.

Minimalizm tek başına bir çözüm müdür? Yoksa bizi aşırılıklardan kurtarırken başka bir uçta, kısıtlamaların dar dünyasına mı hapseder? “Çocuklarınızı kendi zamanınızın ilim ve terbiyesiyle değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz.” Diyor Hz. Ali. O’nun bu öğüdü, bize yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin ufkunu da gözetmemiz gerektiğinin vurgusudur. Bu öğüdü sadece çocuklarımız için değil kendimiz için düstur edinmemiz de gerekmez mi? Zamanın ruhunu kavramak, çağın ötesine hazırlık yapmak, insanın ve toplumun gelişiminde dengeyi aramanın en güçlü işaretidir.  İşte tam da burada “kararında yapmak” kavramı devreye girer. Ne eksik ne fazla… Yani ölçülülük, itidal ve kanaat. Modern literatürde buna optimizasyon denir. Minimalizm bir uçta dururken, optimizasyon orta yolu temsil eder. Bu orta yol hem bireysel dinginliği hem toplumsal uyumu korur.

Hz. Ali’nin öğüdü aslında ne kadar da kıymetli değil mi. Doğru bir optimizasyonla sadeleşme, bir kısıtlama değil, geleceğe açılan dengeli bir yolculuk oluverir.

Özünde asıl mesele kendi yaşamımızda bu dengeyi kurabiliyor muyuz? Ne de olsa denge, insanın kendine ve topluma sunabileceği en kalıcı mirastır. Her alanda dengeleri yıktığımız, bayramlarını sessizleştirip, düğünlerini sönükleştirdiğimiz toplumumuzda HZ. Ali’nin sözünün optimizasyonuna ne kadar da ihtiyacımız var değil mi?

Selametle

Bir yanıt yazın